Ticaret Bakanlığı tüm iş dünyası örgütlerine Sanayi Hızlandırma Yasasına karşı alınması gereken önlemleri sordu. Sektörel istekler, çekinceler ve beklentileri içeren ‘görüş’ ve ‘pozisyon’ belgesi oluşturularak 20 Mayıs’ta bitecek ‘görüş iletme’ süresi öncesindeki son haftada AB makamlarına iletilecek şekilde, sürpriz uygulamalara karşı son savunma bariyeri oluşturuldu.
Ekonomim’den Levent Akbay’ın haberine göre; Made in Europe’ta geriye sayım bitiyor. Ticaret Bakanlığı tüm iş dünyası örgütlerine Sanayi Hızlandırma Yasasına karşı alınması gereken önlemleri sordu. Sektörel istekler, çekinceler ve beklentileri içeren ‘görüş’ ve ‘pozisyon’ belgesi oluşturularak 20 Mayıs’ta bitecek ‘görüş iletme’ süresi öncesindeki son haftada AB makamlarına iletilecek şekilde sürpriz uygulamalara karşı son savunma bariyerleri oluşturuldu.
‘Kamu istişare süreci’nin tamamlanması ve olası değişiklikleri de içerecek şekilde Avrupa Parlamentosu ve AB Konseyi’nin taslağı kabul etmesinin ardından, yasa AB Resmi Gazetesi’nde yayımlanarak yürürlüğe girecek. Bu süreç Türkiye’nin pozisyon belgesinde yer alan çekince ve beklentilerinin ne kadarının karşılanacağını da ortaya koyacak. Bu süreçte görünen ilk ve büyük etki artık Avrupa malına ‘ulusal muamele’ zorunluluğunun kaçınılmaz olarak uygulanacak olması olacak. Bu yönüyle Made in Europe uygulaması, yerli malı uygulaması avantajlarını ortadan kaldıracak bir sonuç yaratacak. Taslaktaki şekliyle Türkiye’de üretilen mallar Made in Europe kapsamında olacak. Ayrıca yasalaşma sürecinde Made in Europe kapsamının daraltılması tehlikesi gündemdedir. Türkiye’de üretilen ürünleri de içeren Made in Europe tanımında herhangi bir daraltmaya gidilip gidilmeyeceği de netleşmiş olacak.
Üretimin Avrupa’ya kayma tehlikesi
Buna karşın Sanayi Hızlandırma Yasasının yürürlüğe girmesi sonrasında Avrupa malları ‘yerli’ olarak kabul edilerek, yerli mallar ile aynı haklara sahip olacak. İthal ve yerli mallar arasında fark yaratan uygulamalar yapılamayacak. AB’de imalat sanayinin etkinliğinin artırılmasını isteyen ülkelerin baskıları ve yasanın amacı çerçevesinde uygulanacak teşvikler, subvansiyonlar ve finansman destekleri nedeniyle üretimin Avrupa’ya kayma tehlikesi her zamankinden daha fazla gündemde olacak.
Bu tarihten sonra AB Komisyonu’nun ayrımcı uygulamalara gidebilecek ülkeleri Made in Europe kapsamından dışarı çıkarma yetkisine sahip olması büyük bir baskı unsuru olarak devrede olacak. Bu durum Gümrük Birliği’ne rağmen AB içinde üretim yapanlara daha fazla rekabet avantajı sağlayacak. Üretimin AB içine yönelmesi Gümrük Birliği ile sağlanan avantajların da budanması anlamına gelecek. Gümrük Birliği’nin güncellenmesi ihtiyacının dışında AB ve Türkiye arasındaki ekonomik entegrasyonu önleyecek bu gelişmeler güncellemeye farklı bir içerik kazandıracak.
AB ürünlerine ulusal muamele:
Avrupa Birliği’nden (AB) ithal edilen ürünlerin, Türkiye (veya herhangi bir ülke) pazarına girdikten sonra, yerli üretim mallarla tamamen aynı muameleye tabi tutulması anlamına geliyor. Bu ilke, ithal mal ile yerli mal arasında vergilendirme, yasal düzenlemeler, satış, dağıtım ve kullanım açısından ayrımcılık yapılmamasını şart koşuyor. Bu ilke gereğince;
Ayrımcılık Yasağı: AB ürünü, yerli üründen daha yüksek vergiye (KDV, ÖTV vb.), daha sıkı teknik düzenlemelere veya daha zor satış şartlarına tabi tutulmaması gerekiyor.
Pazara Giriş Sonrası: Bu kural, ürün gümrükten geçip “pazara girdikten” sonra başlıyor. Gümrük vergisi muafiyeti ile karıştırılmaması gereken ulusal muamele, gümrük vergisi dışında kalan iç uygulamaları kapsıyor.
Gümrük Birliği İlişkisi: Türkiye-AB Gümrük Birliği kapsamında, AB’den gelen sanayi ve işlenmiş tarım ürünleri yerli ürün gibi işlem görmesi gerekiyor. Örneğin eğer yerli bir beyaz eşya ürünü için yüzde 20 KDV uygulanıyorsa, Almanya’dan ithal edilen bir beyaz eşyaya da aynı oranda KDV uygulanıyor ve daha yüksek vergi uygulanamıyor. Kısacası ulusal muamele, ithal ürünlere “yabancı” muamelesi yapmayıp, “yerli” gibi davranma prensibi anlamına geliyor.
Komisyon ‘ayrımcı’ ülkeyi kapsamdan çıkarabilir
Tasarıya göre uygulanması planlanan “Made in EU” kriteri AB’nin ‘yakın’ ortaklarını da kapsayacak. Bu tanıma AB ile serbest ticaret anlaşması olan veya Türkiye örneğinde olduğu gibi gümrük birliği olan ülkeler dâhil edilebilecek. AB’nin serbest ticaret alanı veya gümrük birliği tesis eden bir anlaşma imzaladığı ya da Kamu Alımları Anlaşması’na taraf olan ortaklardan gelen içerikler, ilgili anlaşma kapsamındaki Birlik yükümlülükleri çerçevesinde Birlik menşeli sayılacak. Buna göre Türkiye’deki ürünlerin de bu tanıma dâhil olması mümkün olacak. Bununla birlikte, Komisyon AB’de üretilen ürünlere ulusal muamele yapmayan yani ayrımcılık uygulayan bir ülkeyi bu tanım kapsamından çıkarabilecek. Bu açıdan bakıldığında Türkiye’de üretilen ürünlerin “Made in EU” kapsamına girmesinde gümrük birliği ilişkisi belirleyici olacak. Ancak AB ürünlerine de ulusal muamele esası yapılması zorunlu olacak. Komisyon bu zorunluluğa uymayan ülkeyi kapsamdan çıkarabilecek.
Dış Ticaret Bakanlığı: Yakından takip ediyoruz
“Made in EU” yaklaşımına ilişkin politika ve düzenlemeler, ülkemiz dış ticareti ve sanayiine olası etkileri dikkate alınarak Bakanlığımız tarafınadn yakından takip edilmektedir. Bu çerçevede, otomotiv, çelik, çimento, alüminyum ve net sıfır sanayi gibi sektörleri kapsayan düzenlemeye ilişkin ülkemiz çekinceleri diplomatik temaslarda dile getirilmeye devam edilmekte olup ilgili alanlarda temasların sürdürülmesi öngörülmektedir. Bakanlığı’mıza göre; bu kapsamda, mevzuatın Gümrük Birliğinin işleyişine halel getirmemesi ve ülkemiz menşeli ürünlerin herhangi bir şüpheye yer bırakmayacak şekilde mevzuat kapsamı tüm ürün ve uygulamalarda Birlik menşei ile eşdeğer kabul edilmesine yönelik ülkemiz pozisyon belgesinin Avrupa Komisyonu ile paylaşılması öngörülmektedir.
Ulusal muamele ile uyumlu olmadığı düşünülen uygulamalar
AB, Türkiye’de kamu alımları piyasasının 75 milyar dolar civarında bir büyüklüğe sahip olduğu, bunun ancak 30 milyar dolarının rekabete açık bir şekilde ihale edildiği görüşünde. Bu nedenle kamu alımlarına ilişkin yasal çerçeve AB müktesebatıyla yeterince uyumlu değil. Mallar yurt içinde üretilmiyorsa ihale makamlarının telafi edici önlem talep etmesine imkân veren zorunlu yerli fiyat avantajı halen uygulamada. Bu kapsamda kamu ihalelerinde yerli firmalara yönelik yüzde 15’lik fiyat avantajı tanınması ‘ayrımcılık’ olarak değerlendiriliyor ve kaldırılması isteniyor. AB’nin kamu ihalelerinde ‘kaldırın’ mesajı verdiği uygulamalar arasında savunma sanayinin teknoloji transferinde kullandığı offset uygulamaları da yer alıyor. Kamu-özel sektör ortaklıkları yoluyla gerçekleştirilen büyük altyapı projeleri sıklıkla kamu alımları kurallarından muaf tutuluyor. AB müktesebatıyla uyumlu olmayan istisnalar artmaya devam ederken, kamu alımları kurallarının kapsamı daraltılıyor. Kamu kurum ve kuruluşlarının belirli mal ve hizmetleri Devlet Malzeme Ofisinden almasını zorunlu kılan mevzuat istisna kapsamını daha fazla genişletmesine imkân tanıyor. Bu sektöre özgü kanunlar şeff afl ığı kısıtlamaya devam ediyor. Örneğin kamu-özel sektör ortaklığı faaliyetlerinin koordinasyonunu, gözetimini ve izlenmesini kapsayan tek bir yasal çerçeve henüz yok. Türkiye’nin Orta Vadeli Ekonomik Programı (2025-2027) ve Kalkınma Planı (2024-2028), kamu alımları yoluyla yerli üretimi ve teknoloji transferini teşvik etmeyi, yerli ürünlere yönelerek dış ticaret açığını azaltmayı amaçlıyor. Bu da sorunu büyütüyor. Kamu İhale Kurumu (KİK) bünyesindeki Kamu İhale Kurulunun işlevsel bağımsızlığının sağlanması için kurumsal çerçevenin halen daha fazla güçlendirilmesi gerekiyor.
Taslakta, AB tarafından mevzuat hedeflerine ulaşılması amacıyla 4 politika alanı belirlendi
Enerji yoğun sanayilerin karbonsuzlaşma projeleri de dahil olmak üzere, sanayi üretim projelerine ilişkin izin süreçlerinin hızlandırılması,
Stratejik sektörlerde belirli ürünler için, kamu alımları ve kamu destek programları kapsamında Birlik menşei şartları, düşük karbon kriterleri veya her ikisinin birlikte uygulanması yoluyla öncü pazar oluşturulması,
Stratejik sektörlerde doğrudan yabancı yatırımlara ilişkin koşullar belirlenmesi,
Sanayi üretim hızlandırma alanlarının belirlenmesi
Sanayi hızlandırma yasası’ndan beklentiler…
Türkiye’nin Gümrük Birliği kapsamında “Birlik ile eşdeğer menşe” statüsünün tüm sektör ve uygulamalarda açık bir şekilde tanımlanarak bu sayede Türkiye’nin, AB’nin sanayi politikasına entegrasyonu ve ticaret hacminin korunması sağlanmalı.
Türkiye, bu düzenlemeyle AB iç pazarının ayrılmaz bir parçası olarak görülerek, tedarik zincirlerinde “Avrupalı üretici” statüsü kazanacaktır. Böylelikle Türk mallarının AB kamu alımları ve yeşil dönüşüm projelerinde avantaj elde etmesi sağlanmalı.
SKDM kapsamındaki demir-çelik, çimento, alüminyum, gübre, elektrik, hidrojen 1 Ocak 2026 itibarıyla SKDM tam olarak yürürlüğe girdi ve ithalatçılar ürünlerin gömülü karbon emisyonları için mali sorumluluk üstlenmeye başladı. Düşük karbon kriterlerine uyum sürecinde firmalara yönelik kademeli geçiş süreleri tanınması ve finansman/ teknik destek mekanizmalarının geliştirilmesine imkan sağlanması.
Kamu alımları ve destek mekanizmalarında üçüncü ülkelere yönelik düzenlemelerde karşılıklılık ilkesinin gözetilmesi, Türkiye’nin ticaret politikalarında temel bir koruma ve teşvik mekanizması olarak geliştirilmeli.
Dolaylı emisyonların karbon yoğunluğu hesaplamalarına dâhil edilmesi yöntemi enerji yoğun sektörlerde önemli maliyet etkileri yaratacak. Bu yöntem karbon kaçağı riskini artıracak. Bu nedenle yöntemin rekabet eşitliği ve sektörel etkiler dikkate alınarak yeniden ele alınması gerekli.
Ülke bazlı elektrik emisyon faktörleri, enerji üretim kompozisyonundaki (kömür, doğalgaz, yenilenebilir) farklılıklar nedeniyle büyük değişkenlik gösteriyor. Bu durum karbon fiyatlama mekanizmalarında adaletsizliklere yol açabiliyor. Bu nedenle düzeltme mekanizmalarının geliştirilmesi gerekiyor.
Avrupa Birliği düzenlemeleri kapsamında yeşil, dijital dönüşüm ve rekabetçilik odaklı, kamu ihaleleri ile fon ve destek mekanizmalarına Türk firmalarının etkin erişiminin sağlanması için mekanizmalar geliştirilmesi gerekli.
