DİSK Başkanı Arzu Çerkezoğlu: 2025 kötüydü, 2026 daha ağır ve kötü olacak!

IMG_4570

DİSK Başkanı Arzu Çerkezoğlu, “Uyuşmazlık halinde grev, eylem, itiraz hakkımız olmalı. Bu olmadığı sürece milyonlar açlıkla yüz yüze kalır” dedi. Çerkezoğlu, yüksek enflasyon nedeniyle asgari ücretin hızla değer kaybettiğini ve yıl sonunda alım gücünün 15 bin lira seviyesine kadar gerileyeceğini vurguladı.

Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, 2025’in çalışanlar için önceki yıllara göre çok daha zor geçtiğini belirterek, “2026 daha da ağır olacak. Alım gücümüzün 2025’e kıyasla daha fazla düşeceği kesin” değerlendirmesinde bulundu.

Çerkezoğlu, yüksek enflasyon nedeniyle asgari ücretin hızla değer kaybettiğini ve yıl sonunda alım gücünün 15 bin lira seviyesine kadar gerileyeceğini dile getirdi. Nefes’ten Şehriban Kıraç’a konuşan Çerkezoğlu mevcut ekonomik koşulların işçiler üzerinde giderek artan bir baskı yarattığını, gelir kaybının derinleştiğini ifade etti.

“Türkiye, artık bir ‘asgari ücret ülkesi’ne dönüştü”

“Asgari ücretli 2025 yılına enflasyonun 14 puan altında bir zamla başladı, yıl içinde ne kadar kayıp yaşadılar?” sorusu son aylarda kamuoyunun en çok tartıştığı başlıklardan biri haline geldi. 2025’te asgari ücret yüzde 30 artırıldı ancak enflasyon yüzde 44.4 olarak gerçekleşti. Böylece Türkiye, artık bir “asgari ücret ülkesi”ne dönüştü; son 20 yıldır uygulanan politikalarla asgari ücret, ortalama ücret seviyesine geldi ve çalışanların yarısı asgari ücretli hale ulaştı. Dünyada hiçbir ülkede asgari ücret bu kadar yoğun konuşulmazken, Türkiye’de artık yıl sonunda değil, yıl boyunca gündemin merkezinde yer alıyor.

Yıla yüzde 14.4 oranında enflasyon karşısında “alacaklı” başlayan asgari ücretli, aradan geçen süreçte hem enflasyon hem de yüksek vergiler karşısında ciddi bir alım gücü kaybı yaşadı. Resmi enflasyona göre asgari ücretlinin 10 aylık kaybı 6 bin 322 liraya ulaştı. Bugün asgari ücretin alım gücü 16 bin TL seviyesine gerilemiş durumda; yıl sonunda ise 15 bin liralara düşmesi bekleniyor.

Öyle ki, bir hanede dört kişi çalışsa bile yoksulluk sınırına erişemiyor. Bu tablo, asgari ücretlinin yıl boyunca yaşadığı kaybın büyüklüğünü açıkça gösteriyor.”

“En fazla yüzde 30 zam konuşuluyor”

“İktidar cephesi, asgari ücret tartışmalarında yine “hedeflenen enflasyon”a işaret ediyor ancak 2009’dan bu yana açıklanan hedeflerin hiçbiri gerçeğe uymadı. Gerçek enflasyonun sürekli hedeflerin üzerinde seyrettiği bir düzende, yıl boyunca ciddi alım gücü kaybı yaşayan asgari ücretliye şimdi yüzde 20, en fazla yüzde 30 zam konuşuluyor. Bu oranlarla asgari ücretin 30 bin TL seviyesine ulaşması bile mümkün görünmüyor.

Oysa çalışanların yaklaşık yüzde 70’i toplu sözleşme kapsamında olsaydı, bugün Türkiye’de asgari ücret bu kadar gündem olmazdı. Toplu pazarlık mekanizmasının güçlü olduğu bir işgücü piyasasında, asgari ücret ülkenin temel tartışma başlığına dönüşmez; çalışanların ücretleri yıl boyunca eriyen bir sorun haline gelmezdi.”

“Hiçbir itiraz mekanizması yok”

“Hükümet ve işveren eliyle hazırlanan bir asgari ücretin Türkiye’yi ne hale getirdiği ortada. Komisyon 15 kişiden oluşuyor 5 işçi, 5 işveren 5 hükümet temsilcisi. Oy çokluğuyla karar alınıyor ve hiçbir itiraz mekanizması yok. 2000’den beri 28 kez asgari ücret belirlenmiş bunun sadece 8’inde mutabakat var. İşçi kesimini temsil eden Türk-İş masada olmamasına ya da imza atmamasına rağmen hükümet işveren ücreti belirliyor.”

“Biz her zaman kendimizi bu sürecin doğal bir muhatabı olarak görüyoruz”

“Türk-İş’in bu yıl Asgari Ücret Tespit Komisyonu’na katılmayacağını açıklamasının ardından “Bu süreçte onlarla istişare edip etmememiz hususunda “Biz her zaman kendimizi bu sürecin doğal bir muhatabı olarak görüyoruz; iş yerlerinde, meydanlarda mücadele ediyor, emeğiyle geçinenlerin taleplerini görünür kılmak için çaba harcıyoruz. Türk-İş ile elbette süreci istişare ediyoruz, onlar da bizim görüşlerimizi alıyor.

Önemli olan, insanca yaşayacak bir asgari ücret için nasıl bir mücadele hattı kurulacağıdır. Bugün 15 kişinin bir masa etrafında oturup milyonların hayatını belirlemesi tamamen antidemokratiktir. Asgari ücretin belirlenme süreci, devletin toplumla yaptığı en büyük toplu sözleşmedir ve bunun gerçek bir toplu pazarlıkla yürütülmesi şarttır. Masada işçi tarafının yaptırım gücü olmalı; uyuşmazlık halinde toplu eylem, grev ve itiraz haklarımız tanınmalıdır. Aksi halde milyonlar her yıl yeniden açlıkla yüz yüze kalmaya devam eder.”

“Aralık ayı itibarıyla iş yerlerinde eylemlere başlayacağız”

“Önümüzdeki günlerde Türk-İş ve diğer konfederasyonlarla bir araya geleceğiz. Adaletsiz ücret politikasına karşı üç yıldır gelirde adalet vergide adalet talebiyle bir mücadele veriyoruz. Bunu tüm emek örgütleriyle büyütmek istiyoruz. Aralık ayı itibarıyla iş yerlerinde eylemlere başlayacağız. 5 Aralık’ta Kocaeli’de kitlesel eylem yapacağız. Asgari ücret işçinin ailesiyle birlikte geçineceği bir ücret olmalı. Ama Türkiye’de asgari ücret hâlâ tek bir işçi üzerinden hesaplanıyor. Bir de aile yılındayız. Herkesin birlikte yaşadığı bakmakla yükümlü olduğu bir ailesi var.”

DİSK olarak asgari ücret için talebi

“İşçinin ailesiyle birlikte geçinebileceği bir ücret olmalı. Bir evde iki kişi çalışıyorsa o eve en az yoksulluk sınırı kadar gelir girmeli. Daha önce rakam açıklardık ama son yıllarda rakam telaffuz etmiyoruz. Enflasyon o kadar yüksek ki bugün söylediğiniz rakam bir ay sonra anlamını yitiriyor.”

İşçi refah yaşıyor mu?

“Ortada bir refah yok. İşçiyi enflasyona ezdirmedik deniyor. TÜİK enflasyonu ile asgari ücrete yapılan zam ortada. Daha nasıl ezilecek asgari ücretli. Çalışan üzerindeki vergi yükü çok yüksek. Ücretlerde müthiş kesintiler var. Bir aile çocuğunu okula gönderirken beslenme çantasına bir mandalina bir muz koyup koyamayacağıyla ilgili çok somut şeyler konuşuyoruz. Bir yumurta 10 lira olmuş işçi nasıl alıp çocuğuna yedirecek.”

2026 nasıl olacak?

“Kesinlikle daha kötü bir yıldı. 2026 daha ağır ve kötü olacak. Hele bu politikalarla gidilirse orta vadeli programda yazdıklarını yaparlarsa, iğneden ipliğe her şeye yeni vergiler gelecek. Ağır ekonomik tablonun, yüksek enflasyonun, üretim daralmasının bütün bunların faturasını topluma, emekçiye, küçük esnafa yıkmaya dönük politikalarda ısrar edecekler ve 2026 kesinlikle daha kötü olacak.”

“Türkiye ekonomisi çok sıkıntılı bir süreç yaşıyor”

“Türkiye ekonomisi herkesi etkileyen çok sıkıntılı bir süreç yaşıyor. Üretimin çok daraldığı bir dönemdeyiz. Kalıcı, güvenceli istihdam yaratacak ekonomik politika olmadan, ne enflasyonu düşürebilirsiniz ne de sıkıntıları ortadan kaldırabiliriz.

İstihdamı koruyacak işçilerin de insanca geçinebileceği bir ekonomik planlama mümkün. Kıdem tazminatını Şimdi ikinci basamak emeklilik sistemleri gündeme getiriliyor. En temel haklar ortadan kaldırılmaya çalışılıyor. Ne üreteceğiz, nasıl üreteceğiz ürettiğimizi nasıl bölüşeceğiz tüm mesele budur.”

Exit mobile version