DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, TBMM Grup Toplantısı’nın ardından yaptığı açıklamada Abdullah Öcalan için “baş müzakereci” statüsü talep ettiklerini söyledi. Hatimoğulları, ana dilde eğitimden ekonomik krize, komisyon raporundan barış sürecine kadar birçok başlığı değerlendirdi.
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, TBMM Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada ana dilde eğitimden ekonomik krize, Kürt sorununun çözümüne yönelik tartışmalardan Meclis komisyonu raporuna kadar geniş bir başlıkta iktidara çağrıda bulundu.
Hatimoğulları, hem artan yoksulluğa karşı acil ücret düzenlemesi yapılmasını istedi hem de “barış ve demokratik toplum süreci” kapsamında yasal adımların gecikmeden atılması gerektiğini söyledi.
Hatimoğulları’nın konuşmasından öne çıkanlar şöyle:
Hatimoğulları, Türkiye ve dünyadaki güncel gelişmeleri TBMM Grup Toplantısı’nda değerlendirdi. Hatimoğulları, 21 Şubat Dünya Ana Dil Günü’nün büyük bir coşku ve kararlılıkla kutlandığını hatırlatarak “Her yerde çok önemli ve çok anlamlı etkinlikler gerçekleşti. Ana Dil Günü Türkiye’nin gerçek zenginliğini bizlere hatırlattı. Türkçenin, Kürtçenin, Arapçanın, Lazcanın, Çerkezcenin, Ermenicenin, Rumcanın, Süryanicenin ve daha nice dilin aynı gökyüzünü paylaştığı bir ülkede yaşıyoruz. Ana dil doğuştan gelen temel hakların başında gelir. Ana dil veya çok dillilik bir ülkeyi ayrıştırmaz, bir ülkeyi bölmez. Bilakis, bir ülkede yaşayan farklı halklardan ve inançlardan insanları birleştirir, bütünleştirir. O yüzden ana dilde eğitim hakkı çok önemlidir” diye konuştu.
Ana dil özgürleşmeden demokrasinin tamamlanamayacağını söyleyen Hatimoğulları, “Her dilin onuruyla konuştuğu bir Türkiye eşitliğin ve ortak geleceğin güçlü bir kazanımı olacaktır. Yaşasın Dünya Ana Dil Günü, yaşasın Türkiye’de yaşayan bütün diller. Asla hiçbir dilin kaybolmasına izin vermeyeceğiz” dedi.
“En düşük emekli maaşı ve asgari ücret en az yoksulluk sınırının yarısına denk gelecek şekilde belirlenmelidir”
Hatimoğulları, Türkiye’de dört kişilik ailenin açlık sınırının 43 bin 415 lira olduğunu belirterek “Yoksulluk sınırı ise 105 bin oldu. Eskiden biraz bari 4 kişilik aileyi geçindirirken şimdi 4 asgari ücretli 4 kişilik bir evin geçinmesini sağlayamıyor bile. Bunların toplamı dahi yoksulluk sınırına takılıp kalıyor. 2015-2024 arası Türkiye nüfusu yüzde 8,8 artarken yardıma muhtaç insan sayısı yüzde 51,6 artmış. Çok büyük bir rakam bu ve kalkıp ‘ekonomiyi düzelteceğiz’ diyorlar.
Biz buna gülelim mi, ağlayalım mı? Bu ülkeyi uzaylılar yönetmiyor, AKP siz yönetiyorsunuz bu ülkeyi… Bu büyük açlık ve yoksulluğun müsebbibi, açlık ve yoksulluğun bu kadar derinleşmesinin müsebbibi bizzat sizsiniz” ifadelerini kullandı.
Hatimoğulları, Eylül 2021’den beri dünyada gıda fiyatları yüzde 4 oranında azalırken Türkiye’de yüzde 638 oranında arttığına dikkati çekerek, “Bu dünya ortalamasının kat kat üstünde bir artış. AKP iktidarına sesleniyorum. En düşük emekli maaşı ve asgari ücret en az yoksulluk sınırının yarısına denk gelecek şekilde belirlenmelidir. Bu konuda muhalefet olarak bizim tekliflerimiz var.
Muhalefetin tekliflerine kulak vermelisiniz. Asgari ücrete, memur maaşlarına, emeklilere ikinci bir zam yapmayı acilen gündeme almalıyız. Kaynak sorunu var demeyin. Bu ekonomiyi yönetirkenki tercihlerinizle ilgilidir” dedi.
“Komisyon ortak raporunun eksiklikleri, yetersizlikleri ve toplumsal gerçeklerle uyumlu olmayan yönleri var”
Hatimoğulları, İmralı Heyeti’nin 18 Şubat’ta yaptığı açıklamadaki terör örgütü PKK lideri Abdullah Öcalan’ın ifadesinin “çok önemli bir siyasi beyan niteliğinde” olduğunu belirterek, sürece ilişkin şunları kaydetti:
“Bu beyanda Sayın Öcalan’a ait bir cümlenin altını özellikle çizmek istiyorum. ‘Biz artık nasıl bir araya geleceğimizi ve barış içinde bir arada nasıl yaşayacağımızı tartışmak istiyoruz.
Evet, ‘Birlikte nasıl yaşayacağız?’, bu soru Türkiye’nin temel sorusudur. Bu soru ve cevabı bulmak yeni dönemin pusulasını bulmak demektir. Biz artık zora dayalı yaşamın sonucu olan ölümü değil, rızaya dayalı olan özgür ve demokratik bir yaşam sürmek istiyoruz. Bu soru artık ülkenin ödevidir. Dolayısıyla bu soruya yanıt düşünmek, öneri üretmek, katkı vermek 86 milyon yurttaşın ortak sorumluluğudur.
Dönem şiddetin devreden çıktığı, sözün ve siyasetin konuştuğu bir demokratik bütünleşme dönemi olmalıdır. Toplumsal uzlaşıyı esas alan Meclis zeminindeki yasal güvenceler hayata geçirilmelidir.
Mesele artık aynı evin içinde kuralları nasıl koyacağımızdır. Bunun müzakeresini yürütmenin zamanı geldi ve geçti.
Tam da bu noktada Meclis raporuna değinmek istiyorum. Bakın bildiğiniz üzere Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun raporu kamuoyuyla paylaşıldı. Açık söylemeliyim ki komisyon raporunun eksiklikleri, yetersizlikleri var. Toplumsal gerçeklerle uyumlu olmayan yönleri var. Raporda kullanılan dil eski eserlere dayanıyor. Oysa bu raporun dili çözüm dili olmalıydı. Yepyeni bir dil olmalıydı. Kürt sorununu terör parantezine sıkıştırarak ancak kendinizi kandırırsınız. Kürt meselesini sadece bir güvenlik sorunu, bir terör sorunu gibi parantezler içinde sıkıştırmaya kalkmanız kabul edilebilir bir şey değildir.
Toplumsal, siyasal, tarihsel yangını görmezden gelmek demektir. Kürt korkusuna dayanan, hakikatten uzak bir siyaset mantığından artık çıkmanın zamanı geldi de geçti. Biz bu süreçte barış ve demokratik toplum süreci olarak nitelediğimiz bu süreçte muhalefet şerhimizi ortaya koyduk ve bu raporla ilgili değerlendirmelerimiz bu raporda yer aldı. Fakat komisyon raporunda yer alan kimi yasal düzenlemeler ve demokratikleşme çerçevesi de elbette önemlidir.
“Bayram sonrasını beklemenin bir manası yoktur”
Türkiye’nin sorunlarına derman olmaya adaydır ama tabii gereklilikleri yerine getirilirse… Raporda yer alan yasal ve demokratik öneriler için sonrasını beklemeye gerek yoktur. Öncelikle TBMM halkların en büyük temsiliyetinin olduğu bir yerse bizler bu rapor ortaya çıkmışken bu rapordan hareketle Meclis elini acilen taşın altına koymalıdır. Bu kapsamda tek bir yasal değişikliğe gerek olmayan önerilerin hayata geçmesi için beklemeye gerek yok. Raporda yer alan ‘AİHM ve AYM kararları uygulansın’ vurgusu için yargı erkinin beklemesini gerektiren hiçbir şey yok. Bu kürsüden defalarca dile getirdik.
Bu kürsünün biz olmadan kendi dili olsa ve konuşsak şimdi söyleyeceğimiz şeyleri bu kürsü tekrarlardı. AİHM ve AYM kararlarını hayata geçirmek için bir yasal düzenlemeye gerek yok, beklemeye gerek yok. Bu bekleme son derece keyfi bir beklemedir. Mesela Demirtaş, Yüksekdağ, Kavala, Can Atalay neden hala içeride? Kayyımlar neden hala belediye başkanlarının ve belediye eş başkanlarının koltuklarında oturuyor?
İmamoğlu ve diğerleri neden hala tutuklu yargılanıyor? Ayrıca Sayın Kurtulmuş’un ve diğer iktidar temsilcilerini işaret ettiği, bayram sonrasını beklemenin bir manası yoktur. Gelin bu hayırlı ayda hayırlı işleri hep beraber yapalım. İnfaz Kanunu’nu, çerçeve kanunu, demokratikleşme kanununu bu ay çıkaralım. Bayramda 86 milyona müjdeler ve mutlulukları armağan edelim. Biz DEM Parti olarak buradayız.
“Meclis bu konuda üzerine düşenleri yapmalı, DEM Parti’nin önerilerine açık olunmalı”
İktidara çağrımızdır, Meclis bu konuda üzerine düşen görev ve sorumlulukları yapmalı. DEM Parti’nin bu konudaki önerilerine açık olunmalı. DEM Parti’nin önü açılmalıdır. Yasal değişiklik önerilerimizle bir ayda Türkiye’ye mutluluk getirebiliriz. Tarihi ve köklü sorunların çözümü için kapıları ardına kadar aralayabiliriz. Biz buna hazırız.
Hukukun ve adaletin bu ülkeye her şeyden çok güçlü bir nefes vereceğine dair inancımız sonsuzdur. Artık eski dilden, çözümsüzlükten, şiddet dilinden vazgeçilmeli. Müzakere ve barış diline geçmek zorundayız. Barışın mimarisi temennilerle değil, ilkelerle, yasalarla ve kurumlarla sağlanır. Türk-Kürt kardeşliği hukuku hamasi nutuklarla değil, eşit yurttaşlık ve yasal güvencelerle ete kemiğe bürünür. Söz icraata dönüşmelidir.
Bizim ihtiyacımız olan bir hükümlük kardeşlik hukukunun bugün demokratik ilkeleriyle eşitlik ve özgür değerle, özgürlük değerleriyle kurulmasıdır. Tam da böylesi bir atmosferde sözün en hayati yerine meselenin kalbine gelmek istiyorum.
Bakın yıl dönümüne 3 gün kalan 27 Şubat 2025 Sayın Öcalan’ın Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nı yaptığı gün Türkiye tarihinin en önemli eşiklerinden biriydi o gün. Bu tarih tüm ezberlerin bozulduğu, barış iradesinin en net, en yalın, en güçlü bir şekilde ortaya konduğu gündü. Kürt siyasi hareketi ve Sayın Öcalan’ın bu tarihin gerekliliklerini yerine getirmiş, barış elini havada bırakmamış, silahları susturma iradesini beyan etmiştir.
Toplumsal barış için atılması gereken en önemli adımı atmışlardır. Buradan açıkça ifade ediyorum ki 27 Şubat nasıl Kürt meselesinde demokratik siyasetin kapısını aralayan tarihsel bir eşik olduysa şimdi sıra devletin bu eşiğe uygun demokratik bir dönüşümün adımlarını ilan etmesidir.
Nasıl ki Kürt tarafı silahların devreden çıkması ve demokratik siyasetin esas alınması yönünde tarihsel bir irade ortaya koyduysak, devlet de buna karşılık çözümü güvenlikçi yöntemlerle değil; hukukta, siyasette, demokratik düzenlemede aradığını açıkça ortaya koymalıdır. Kalıcı bir barış için Sayın Öcalan’ın statüsü yasal bir düzenlemeyle tanınmalı ve hukuki güvence altına alınmalıdır. Bu süreç sözde kalmamalı, TBMM çapısı altında yasal düzenlemeler hızlıca yapılmalı.
Muhaliflere dönük soruşturmalar derhal son bulmalı. Kayyım düzeni bitmeli, halkın iradesine ve seçilmişlere kesintisiz saygı esas alınmalıdır. Kürtlerle ilişki terör ve güvenlik parantezinden çıkarılmalı, eşit yurttaşlık ve demokratik ortaklık zeminine oturmalı. Devlet, vatandaş bağı inkarla değil; kabul, adalet ve barış temelinde kurulmalıdır. Siyasi barış ve toplumsal barışa ekonomik barış eşlik etmelidir. 27 Şubat’ın yıl dönümüne yaklaşırken sadece iyi niyet beyanları değil, somut yasal adımlar atılmalı. Bizler bunları bekliyoruz.”
Basın mensuplarına yanıt verdi
Hatimoğulları, grup toplantısının ardından basın mensuplarının sorularını yanıtladı.”Umut hakkı” kapsamında Öcalan’ın yaşama ve çalışma haklarının devlet tarafından koruma altına alınması gerektiğini belirten DEM Parti Eş Genel Başkanı, bir basın mensubunun “Öcalan için baş müzakereci statüsü mü istiyorsunuz?” sorusuna “Evet.” yanıtını verdi.
Hatimoğulları, “Siz de baş müzakereci sıfatının bir tanımı var mı? Bunun çalışmasını yaptınız mı?” sorusu üzerine şunları söyledi:
“Bunun çalışması tabii ki yapıldı. Burada özetini geçecek olursak; bu görüşmeleri yürüten Sayın Öcalan’ın çalışma koşulları çok net bir biçimde tanımlanmalı. Nedir bunlar? Türkiye’de görüşmek istediği her kesimle görüşebilecek koşullar oluşmalı.
Aydın, yazar, gazeteci, hukukçu, siyasetçi; her kesimle özgürce ve rahat görüşüp görüş alışverişinde bulunabilmeli.
Kendi örgütü ile görüşmeleri daha doğrudan ve direkt olabilecek şekilde bunların sağlanması ve Orta Doğu’daki birçok siyasi çevre ile görüşme talebinde bulunmuş; bunların doğrudan sağlanabileceği koşulların oluşması gerekiyor. Bunun yanı sıra bu çalışma koşullarının net bir şekilde sağlanması ile birlikte, esas olarak Kürt sorununa yaklaşım ve çözüm noktasında yeni yasal düzenlemelerin oluşturulması ile ilgili yine benzer bir diyaloğun baş müzakereci ile gelişmesi son derece önemli olacaktır.”
