İran savaşı altı haftayı geride bırakırken, Hürmüz Boğazı’na yönelik abluka kararı, Trump’ın “güç ve baskı” temelli yaklaşımının en ileri aşaması olarak görülüyor
CNN, kendine özgü yönetim tarzı ile alışılmış normlara meydan okuyan ABD Başkanı Donald Trump’ın gücünün sınırlarını sorgulayan bir analiz yayımladı. “Dünya siyasetinde Donald Trump’ın başkanlığını şekillendiren güç, kuvvet ve sertlik üzerine kurulu ‘demir yasalar’ hem içeride hem de dışarıda giderek daha fazla sorgulanıyor” değerlendirmesi yapılan makalede Trump’ın politikasının sınırlarına ulaştığı yorumuna yer verildi.
CNN’de Stephen Collinson tarafından kaleme alınan analiz özetle şöyle:
Trump ve yakın çevresi, başkanın kendi üstünlüğüne olan inancını ve ABD’nin sınırsız gücünü ekonomik, jeopolitik ve iç siyasi hedefler için kullanma isteğini gizlemedi. Yönetimin politikaları, çatışma ve gerilimi tırmandırma üzerine kurulu kişisel bir liderlik tarzının uzantısı olarak değerlendiriliyor.
Ancak uluslararası sistemde artan kaos ve ABD iç siyasetinde yükselen gerilimler, bu yaklaşımın sınırlarına işaret ediyor. Uzmanlara göre, baskı ve tırmandırma temelli strateji, Trump’ı siyasi açıdan zorlayıcı çıkmazlara sürüklüyor.
İran savaşı belirleyici sınav
İran ile süren savaş, Trump’ın yaklaşımının en kritik testi olarak öne çıkıyor. Önceki başkanların kaçındığı askeri müdahaleyi hayata geçiren Trump’ın bu kararı, liderlik içgüdülerinin bir yansıması olarak görülüyor.
Ancak Tahran’ın Washington’ın taleplerine boyun eğmemesi, hem ABD’nin hem de Trump’ın gücünün sınırlarını ortaya koymaya başladı.
Bu durum, Trump’ı zor seçeneklerle karşı karşıya bırakıyor. Çatışmayı tırmandırarak İran’ı geri adım atmaya zorlamak, ABD kayıplarını artırma ve ekonomik maliyetleri yükseltme riski taşıyor. Öte yandan bir zafer ilan ederek geri çekilmek ise İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünü sürdürmesi ve zenginleştirilmiş uranyum stoklarını koruması nedeniyle inandırıcılıktan uzak görülüyor.
Hürmüz Boğazı’nda gerilim
Trump yönetimi, bu çıkmazdan çıkmak için askeri gücü geri adım atmama stratejisiyle birleştiren bir yol izliyor. Hürmüz Boğazı’na yönelik yeni abluka, İran ekonomisini baskı altına alma girişimi olarak görülürken, küresel enerji piyasalarında ciddi dalgalanma riski yaratıyor.
NATO ve Çin ile gerilim
Trump, NATO müttefiklerini önceden bilgilendirilmedikleri ve karşı çıktıkları bir savaşa dahil etmeyi başaramadı.
İttifaktan ayrılma yönündeki tehditler de Avrupa ülkelerini kendi ulusal çıkarlarından vazgeçirmedi. Bu durum, ABD’nin geçmişte sıkça başvurduğu askeri ve diplomatik seçenekleri sınırladı.
Ekonomik cephede ise Çin ile yaşanan gerilim dikkat çekti. Trump’ın gümrük tarifeleri üzerinden yürüttüğü baskıya karşılık Pekin, kritik nadir toprak elementlerinin ihracatını kesme tehdidiyle karşılık verdi. Küresel piyasalarda sarsıntıya yol açan bu hamle, Washington yönetimini geri adım atmaya zorladı.
İran’ın da bu deneyimden ders çıkararak Hürmüz Boğazı’nı kapatma tehdidiyle küresel ekonomiyi baskı unsuru olarak kullandığı değerlendiriliyor.
Avrupa’da ve iç politikada gerileme sinyalleri
Trump’ın siyasi etkisindeki aşınma yalnızca dış politikayla sınırlı değil.
Macaristan’da Viktor Orbán’a verilen destek, seçmenler tarafından reddedildi. Bu sonuç, Trump’ın Avrupa’da kendi siyasi çizgisini yayma hedefi açısından darbe olarak yorumlandı.
ABD içinde de bazı politikalar kamuoyundan tepki gördü. Minnesota’da federal ajanların karıştığı ölümler sonrası oluşan baskı, Trump’ı kitlesel sınır dışı programında geri adım atmaya zorladı.
Ayrıca siyasi rakiplerine karşı hukuk yoluyla yürütülen girişimlerin büyük ölçüde başarısız olması ve bu sürecin Adalet Bakanı Pam Bondi’nin görevden alınmasına kadar uzanması, anayasal sınırların hâlâ işlediğine işaret etti.
Vatikan’dan dikkat çeken çıkış
İran savaşına açık şekilde karşı çıkan Amerikalı ruhani lider Papa Leo XIV da Trump yönetimine yönelik eleştirilerde bulundu. Papa, “Trump yönetiminden korkmuyorum” diyerek dikkat çeken bir çıkış yaptı.
ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlık yetkilerini “sınırsız” gördüğüne dair yaklaşımı, hem söylemlerinde hem de uygulamalarında giderek daha belirgin hale geliyor.
Trump, geçtiğimiz yıl yaptığı bir açıklamada “ABD Başkanı olarak istediğim her şeyi yapma hakkım var” ifadelerini kullanırken, bu yıl The New York Times gazetesine verdiği demeçte yurt dışındaki eylemlerini sınırlayan tek unsurun “kendi ahlaki sınırları” olduğunu söyledi.
Kongre dışı kararlar dikkat çekiyor
Bu yaklaşım, özellikle İran’la süren savaşta somutlaştı. Trump yönetimi, Kongre’ye danışmadan ve kamuoyunu hazırlamadan askeri operasyon başlatırken, çatışmalar altıncı haftasına girdi.
Beyaz Saray yetkililerinin, İran’da izlenecek yol sorulduğunda sık sık “Başkan ne yapacağını yalnızca kendisi bilir” yanıtını vermesi, ABD’de güçler ayrılığı ilkesinin giderek zayıfladığı yönündeki tartışmaları artırdı.
“Güç, kuvvet ve zor” vurgusu
Beyaz Saray’da başkan yardımcısı düzeyinde etkili isimlerden biri olan Stephen Miller da yönetimin yaklaşımını açık sözlerle ifade etti. Miller, ocak ayında yaptığı açıklamada “Gerçek dünyada düzen güç, kuvvet ve zor üzerinden kurulur” dedi.
Trump’ın bu yaklaşımı, görev süresinin ilk dönemlerinde bazı sonuçlar da doğurdu.
Cumhuriyetçi Parti üzerinde kurduğu güçlü etki ve Latin Amerika’da gerçekleştirilen operasyonlar, başkanın “güç gösterisi” stratejisinin işe yaradığı örnekler arasında gösterildi. Venezuela lideri Nicolás Maduro’ya yönelik özel operasyon da bu kapsamda değerlendirildi.
İran savaşı sınırları ortaya koydu
Ancak İran ile yaşanan savaş, bu yaklaşımın sınırlarını ortaya koyan en önemli gelişme oldu. ABD’nin askeri üstünlüğüne rağmen çatışmaların uzaması, hava gücünün tek başına kesin sonuç üretmediğini bir kez daha gösterdi.
Trump yönetiminin Hürmüz Boğazı’na yönelik ablukası, İran ekonomisini baskı altına almayı hedefliyor. Ancak bu adımın küresel enerji fiyatlarını artırma ve ABD’de enflasyonu tetikleme riski bulunuyor. Bu durumun, yaklaşan ara seçimler öncesinde Cumhuriyetçi adaylar üzerinde baskı yaratabileceği belirtiliyor.
İran yönetiminin çatışmayı “varoluşsal” bir mücadele olarak görmesi ve ekonomik bedelleri göze alması da Washington’ın hızlı sonuç alma beklentisini zorlaştırıyor.
Avrupa’da siyasi etkisi zayıfladı
Trump’ın uluslararası etkisinin sınandığı bir diğer alan ise Avrupa oldu. Macaristan’da uzun süredir iktidarda olan Viktor Orbán’ın seçim kaybı, Trump çizgisindeki “güçlü lider” modeline darbe olarak yorumlandı.
Seçimi kazanan Péter Magyar’ın merkez sağ bir çizgide yer alması, seçmenlerin popülist ve milliyetçi söylemlere sınırsız destek vermediğini ortaya koydu. Bu sonuç, Trump yönetiminin Avrupa Birliği içindeki önemli bir müttefikini kaybetmesi anlamına da geliyor.
“Sınırsız güç” tartışması büyüyor
Uzmanlar, Trump’ın “sınırsız güç” anlayışının ABD Anayasası ile uyumlu olmadığını ve Amerikan siyasal geleneğiyle çeliştiğini belirtiyor.
İkinci dönem başkanlıkların doğası gereği yaşanan siyasi yıpranma ve İran gibi dış krizler, Trump’ın bu yaklaşımını giderek daha fazla test ediyor. Gelişmeler, başkanın güç kullanımına dayalı stratejisinin hem iç politikada hem de uluslararası alanda daha fazla sorgulanmasına yol açıyor.
